Hayatta bazı anlar vardır. İnsan o anları yaşarken tam olarak ne olduğunu açıklayamaz. Sanki zaman biraz yavaşlar, zihnin içindeki gürültü azalır ve dünyanın geri kalanı arka plana çekilir. O anda insan yalnızca hissetmeye başlar. İçinde açıklaması zor ama derin bir huzur oluşur. Kendini yalnızca bir birey gibi değil, sanki daha büyük bir bütünün parçası gibi hisseder. Psikolojide bu deneyim okyanusal duygu olarak adlandırılır. İngilizcede kullanılan adıyla “oceanic feeling.”
Okyanusal duygu, insanın benliği ile dünya arasındaki sınırların geçici olarak silikleştiği bir bilinç halidir. Bu deneyimde kişi kendisini sınırlı bir birey gibi değil, yaşamın daha geniş akışıyla birleşmiş gibi hisseder. İç dünyasında bir genişleme hissi ortaya çıkar. Sanki insanın “ben” dediği alan biraz büyür ve başka insanları, doğayı ve hatta yaşamın kendisini içine alır.
Bu kavram ilk kez Fransız düşünür Romain Rolland tarafından dile getirilmiştir. Daha sonra psikanalizin kurucularından Sigmund Freud ile yapılan tartışmalar sayesinde psikoloji literatürüne girmiştir. Rolland, oceanic feeling’i insanın evrenle bütünleşme hissi olarak tanımlamıştır. Freud ise bu duygunun kökenlerini insanın erken gelişim dönemlerine kadar götürmüş ve bebeğin henüz benlik sınırlarını tam olarak ayırt edemediği döneme benzetmiştir.
Modern psikoloji ise bu duygunun yalnızca çocuklukla açıklanamayacağını söyler. Günümüzde birçok araştırmacı, oceanic feeling’in özellikle aşağıda paylaştığım deneyimler sırasında ortaya çıktığını belirtmektedir.
-
Doğa ile güçlü temas
-
Sanat ve müzik deneyimleri
-
Manevi farkındalık anları
-
Derin akış hali (flow)
-
Ve çoğu zaman aşk
Gerçekten aşık olduğumuz anları düşündüğümüzde bu açıklama oldukça anlamlı hale gelir. Çünkü aşk, insanın benliğini dönüştüren en güçlü duygulardan biridir. Birine derin bir bağ hissettiğimizde o kişi hayatımızın yalnızca bir parçası olmaz; zamanla benliğimizin bir uzantısı haline gelir. Onun mutluluğu bizi mutlu eder, onun üzüntüsü içimizde bir ağırlık bırakır.
Bir süre sonra insan şu cümleyi kurmaya başlar.
Onsuz bir hayat düşünemiyorum.
Bu cümle çoğu zaman romantik bir ifade gibi görünür. Fakat psikolojik açıdan bakıldığında aslında çok daha derin bir süreci anlatır. Çünkü bu noktada benlik sınırları genişlemiştir. “Ben” ile “öteki” arasındaki mesafe kısalmıştır. Aşk, insanın kimliğini yeniden şekillendiren bir deneyime dönüşür. İşte tam bu noktada okyanusal duygu (oceanic feeling) ortaya çıkmaya başlar.
Aşkın ilk dönemlerinde yaşanan yoğun duygular da bu deneyimi güçlendirir. Sevdiğiniz kişiyle konuşurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğiniz anları düşünün. Saatler süren sohbetlerin birkaç dakika gibi geldiği anları. Çünkü o anda zihniniz başka hiçbir şeyle meşgul değildir.
Telefon yoktur.
Dış dünya yoktur.
Sadece o kişi vardır.
Beyin bu tür anlarda farklı çalışır. Aşk sırasında dopamin, oksitosin ve norepinefrin gibi nörokimyasal maddeler yoğun şekilde salgılanır. Bu maddeler yalnızca mutluluk hissi yaratmaz; aynı zamanda algıyı da değiştirir. Sevdiğimiz kişinin sesi daha etkileyici gelir, yüzü daha anlamlı görünür ve birlikte geçirilen küçük anlar bile büyük bir değer taşımaya başlar.
Bu nedenle aşk çoğu zaman insanın dünyayı algılama biçimini değiştirir. Bazen sevdiğimiz kişiyle birlikte yürürken dünyanın geri kalanı sanki biraz daha sessizleşir. Kalabalığın ortasında bile yalnızca iki kişinin var olduğu hissi ortaya çıkabilir. Bu durum, oceanic feeling deneyiminin en sade biçimlerinden biridir.
Bu tür anlar çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük ve sessiz deneyimlerle ortaya çıkar. Örneğin sevdiğiniz kişiyle birlikte bir gün doğumunu izlediğinizi düşünün. Sabahın erken saatlerinde hava henüz serindir ve gökyüzü yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştır. Şehir henüz tam anlamıyla uyanmamıştır. İkiniz yan yana oturur ve çoğu zaman konuşmanıza gerek kalmaz.
Çünkü bazı anlar kelimelerden daha güçlüdür.
Bir noktada göz göze gelirsiniz.
O anda insanın içinden şu düşünce geçer.
Hayatın en güzel anlarından biri bu olabilir.
Zaman durmuş gibidir. Geçmiş ve gelecek düşünceleri geri çekilir. İnsan yalnızca o anın içinde olur. Bu tür deneyimler çoğu zaman fark edilmeden yaşanan okyanusal duygu anlarıdır.
Aslında aşkın en güçlü anları çoğu zaman büyük dramatik sahnelerden değil, küçük ve sıradan görünen anlardan oluşur. Sevdiğiniz kişiyle birlikte geçirilen sessiz bir akşam, aynı odada konuşmadan geçirilen dakikalar veya birlikte yapılan kısa bir yürüyüş bile insanın iç dünyasında derin bir huzur yaratabilir.
Bu tür anlarda insan şunu fark eder.
Mutlu olmak için büyük olaylara ihtiyaç yoktur. Bazen birlikte olmak yeterlidir.
Okyanusal duygu aynı zamanda empatiyi de güçlendirir. Çünkü bu deneyim sırasında insan yalnızca kendi varlığına odaklanmaz. Başka bir insanla kurduğu bağın derinliğini hisseder. Aşık olduğumuzda sevdiğimiz kişinin duygularını daha güçlü hissederiz. Onun sevincine daha çok sevinir, üzüntüsüne daha çok üzülürüz.
Bu durum insanın sosyal doğasının bir yansımasıdır. İnsan tek başına var olan bir varlık değildir. İnsan ilişkiler içinde şekillenir. Aşk ise bu bağın en yoğun biçimlerinden biridir.
Bu yüzden oceanic feeling yalnızca romantik bir deneyim değil, aynı zamanda insanın başkalarıyla kurduğu bağın en derin ifadesidir.
Modern hayatın hızlı temposu ise bu tür deneyimleri bazen zorlaştırır. Sürekli bildirimler, yoğun iş temposu ve dijital dünyanın bitmeyen uyarıları insanın zihnini sürekli meşgul eder. Zihin sürekli bir yerden bir yere koşar.
Bu hızın içinde insan bazen gerçek anların farkına varamaz.
Oysa okyanusal duygu çoğu zaman yavaş anlarda ortaya çıkar.
Bir yürüyüş sırasında.
Bir sohbetin ortasında.
Bir gün doğumunda.
Ve çoğu zaman…
Sevdiğiniz birinin gözlerinin içine bakarken.
Hayatın çoğu günü sıradan geçer. Fakat bazı anlar zihnimizde özel bir yer edinir. Bunun nedeni o anlarda yoğun duygu, anlam hissi ve farkındalığın aynı anda ortaya çıkmasıdır.
Bir el tutuşu.
Bir bakış.
Bir sessizlik.
Bunlar küçük gibi görünür. Fakat insanın iç dünyasında büyük izler bırakabilir.
Belki siz de hayatınızda böyle bir an yaşamışsınızdır. Sevdiğiniz biriyle yürürken dünyanın sessizleştiği bir an, uzun bir bakışın içinde saklı kalan huzur veya birlikte geçirilen bir anın içindeki derin bağlılık hissi…
O anda belki kelimelere dökemediğiniz ama içten içe hissettiğiniz bir duygu vardır.
Şu an hiçbir şey eksik değil.
İşte bu tür anlar çoğu zaman okyanusal duygu (oceanic feeling) deneyimleridir. İnsan hayatında bu anların sayısı çok fazla olmayabilir. Ancak ortaya çıktıklarında, yaşamın anlamını bize yeniden hatırlatırlar.
Çünkü bu anlarda insan yalnızca yaşamaz.
Aynı zamanda yaşamla bütünleşir.
Simbians Platformu ile doğru ve güncel verimlilik ve sağlık bilgisinin erişilebilir olmasını sağlıyoruz. Tüm içerikler sadece sağlık profesyonelleri ve tıbbi yazarlar tarafından hazırlanmaktadır.

