Bu içerikle, baskı ve zorlukların insanı nasıl dönüştürdüğünü, elmas, yakut ve zümrüt metaforları üzerinden sorumluluk alma, dayanıklılık ve içsel olgunlaşma perspektifiyle öğreneceksiniz.
Hayat herkese aynı davranmaz.
Bazı insanlar sanki biraz daha fazla sınanır, biraz daha erken büyümek zorunda kalır, biraz daha ağır yükler taşır. Çocukken olgunlaşanlar, genç yaşta sorumluluk alanlar, “ben bunu taşıyamam” deme lüksü olmayanlar…
Peki hiç düşündünüz mü?
Doğa da en değerli taşlarını en zor koşullarda üretir.
Elmas, yakut, zümrüt…
Hiçbiri rahat şartlarda oluşmaz. Hiçbiri “şans eseri” parlamaz.
Bu yazıyı, neden bazı hayatların daha sert geçtiğini, neden sorumluluk almanın insanı yorduğu kadar büyüttüğünü ve neden baskının bazen bir lanet değil, dönüşüm alanı olduğunu anlatmak için yazdım.
Empatik, yargısız ve içten bir yerden…
Neden En Değerli Taşlar Yerin En Derininde Oluşur?
Yeryüzüne ne kadar yakınsan, koşullar o kadar rahattır.
Ama değer orada oluşmaz.
-
Elmas, kilometrelerce derinde
-
Yakut, yüksek ısı ve gerilim altında
-
Zümrüt, çatlaklarla dolu damarların içinde
oluşur.
Çünkü değer, konforla değil; dönüşümle ilgilidir.
İnsan hayatında da benzer bir gerçek vardır:
Bizi en çok büyüten dönemler, genellikle en çok zorlandığımız anlardır.
Elmas Gibi İnsanlar: Ezildikleri Yerden Güçlenenler
Elmas, karbonun baskı altında yeniden düzenlenmiş hâlidir. Aynı maddeden kömür de olur, elmas da. Aradaki fark dayanılan basınçtır.
İnsanlar da böyledir.
Bazı insanlar;
-
Küçük yaşta sorumluluk almak zorunda kalır.
-
Kimseye yaslanamadan ayakta durmayı öğrenir.
-
“Biri benim yerime çözsün” deme şansına sahip olmaz.
-
Sessizce yük taşır.
Bu insanlar çoğu zaman fark edilmez.
Ama kolay da kırılmazlar.
Elmas gibi insanlar genellikle şunları yaşar.
-
“Ben güçlüyüm” deme ihtiyacı duymazlar.
-
Dayanıklılıkları gösterişsizdir.
-
Krizde paniklemezler.
-
Yük taşımayı bilirler.
Çünkü hayat, onları zaten defalarca ezmiştir.
Ve ezildikleri yerde sertleşmişlerdir.
Yakut Gibi İnsanlar: Acının İçinden Renklenenler
Yakut, sadece baskıyla değil ateşle oluşur.
Ateş yoksa o derin kırmızı da yoktur.
İnsan hayatındaki ateş ise genellikle duygusaldır.
-
Büyük bir hayal kırıklığı
-
Güvendiği birinin ihaneti
-
Kaybedilen bir ilişki
-
Yas
-
Utanç
-
Öfke
Bu ateşten herkes aynı çıkmaz.
Bazıları küser.
Bazıları donar.
Bazıları ise yanar ama kapanmaz.
Yakut gibi insanlar, acıyı bastırmak yerine onun içinden geçer.
“Hiçbir şey olmamış gibi” yapmazlar.
Ama acının kimliklerini tamamen tanımlamasına da izin vermezler.
Bu yüzden yakut gibi insanlar genellikle;
-
Tutkuludur.
-
Derin hisseder.
-
Kolay bağlanmaz ama bağlanınca gerçek bağlanır.
-
Hayatı yüzeysel yaşamaz.
Çünkü ateş onları yok etmemiştir.
Onları renklendirmiştir.
Zümrüt Gibi İnsanlar: Çatlaklarıyla Güzel Olanlar
Zümrüt neredeyse hiçbir zaman kusursuz değildir.
İçindeki çatlaklar, damarlar, izler onun doğallığının kanıtıdır.
İnsanlar ise çoğu zaman tam tersini yapmaya çalışır:
Çatlaklarını gizler.
Yorulduğunu saklar.
“İyiyim” der.
Ama gerçek dönüşüm, zümrütleştiğimiz yerde olur.
Zümrüt gibi insanlar;
-
Kırılganlıklarından utanmaz.
-
“Ben her şeyi yapamam” diyebilir.
-
Yardım istemeyi bilir.
-
Kendi sınırlarını tanır.
Bu insanlar genellikle çok derindir.
Çünkü hayat onlara şunu öğretmiştir:
Kusursuzluk değil, bütünlük iyileştirir.
Sorumluluk Almak Neden Bu Kadar Zor?
Çünkü sorumluluk almak;
-
Bahane üretmemek demektir.
-
Suçu sadece dışarıya atmamak demektir.
-
“Bu benim payım” diyebilmek demektir.
Ve bu, insanın egosunu zorlar.
Sorumluluk alan kişi şunu kabul eder.
“Bu hayatın bir kısmı benim seçimlerimin sonucu.”
Bu kabul kolay değildir.
Ama dönüştürücüdür.
Çünkü sorumluluk almayan insan, büyümenin anahtarını da başkasına teslim eder.
Baskı Her Zaman Güçlendirmez
Burada önemli bir gerçek var.
Her baskı insanı mücevhere dönüştürmez.
Tıpkı doğada olduğu gibi…
Yanlış koşullarda uygulanan basınç, taşı parçalar.
İnsanı dönüştüren baskının içinde şunlar vardır.
-
Anlamlandırma
-
Destek
-
Zaman
-
Seçme hakkı
Eğer bir insan yalnız bırakılıyorsa, sürekli suçlanıyorsa, görülmüyorsa; o baskı travmaya dönüşür.
Bu yüzden bu yazı “acı çekmek iyidir” demiyor.
Şunu diyor:
Anlamlandırılabilen zorluk, dönüştürür.
Sorumluluktan Kaçmak da Anlaşılır Bir Tepkidir
Bazı insanlar baskıdan kaçar.
Bu bir zayıflık değil, bir hayatta kalma refleksidir.
Ama uzun vadede sorumluluktan kaçmak şunlara yol açar.
-
Aynı döngülerin tekrar etmesi
-
Sürekli tatminsizlik
-
Yüzeysel ilişkiler
-
İçsel boşluk
Çünkü potansiyel, yerin üstünde parlamaz.
İnsan Ne Zaman Mücevher Olduğunu Anlar?
İlginçtir…
Kimse dönüşüm anında kendini güçlü hissetmez.
Genellikle hissettiklerimiz şunlardır.
-
Yorgunluk
-
Yetersizlik
-
Kafa karışıklığı
-
“Ben bu kadarını hak etmiyorum” düşüncesi
Ama zaman geçer.
Ve bir gün geriye dönüp bakarsın.
“Bunu nasıl taşıdım?”
“Ben buradan nasıl çıktım?”
“Demek ki içimde bu varmış…”
İşte o an, mücevher hissi gelir.
Hayat Seni Neden Zorluyor Olabilir?
Belki de mesele şu değildir.
“Hayat bana neden bunu yapıyor?”
Belki de soru şudur.
“Hayat bende neyi ortaya çıkarmaya çalışıyor?”
Elmas gibi dayanıklı,
Yakut gibi tutkulu,
Zümrüt gibi derin…
Cevher herkesin içinde vardır.
Ama mücevher, sorumluluk almayı göze alanlarda ortaya çıkar.
Eğer şu ara baskı altındaysan…
Eğer yorulduğunu hissediyorsan…
Eğer “ben bunu neden yaşıyorum?” diyorsan…
Bu, senin değersiz olduğun anlamına gelmez.
Bazen hayat, en kıymetli şeyleri en zor yerlerde işler.
Ve evet…
Bu çok zorlayıcı olabilir.
Ama ortaya çıkan şey, çoğu zaman tahmin ettiğinden çok daha değerlidir.
Simbians Platformu ile doğru ve güncel verimlilik ve sağlık bilgisinin erişilebilir olmasını sağlıyoruz. Tüm içerikler sadece sağlık profesyonelleri ve tıbbi yazarlar tarafından hazırlanmaktadır.

