Gün geçmiyor ki Sıfır Atık ile ilgili bir kampanya, logo, reklam vs görmeyelim. Sıfır atık, günlük hayatımızda artık sıklıkla karşılaştığımız ve aşina olduğumuz bir kavrama karşılık geliyor. İklim krizinin etkilerini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz bugünlerde hepimiz, az ya da çok bu kavramı anlamaya ve hatta belki uygulamaya çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir yaşama geçmekten söz ediyorsak sıfır atık yaklaşımını bireysel hayatlarımıza aktarmak artık neredeyse bir zorunluluk haline geliyor. Gelin sıfır atıkla ilgili birlikte sohbet edelim!
Etrafımızda sürekli iklim krizinden, çevreye verilen zararlardan, dünyadaki doğal kaynakların tükenmekte olduğundan bahsediliyor. Bizse sel felaketleri, aşırı sıcaklar, kasırgalar, kuraklık gibi aşırı hava olaylarına şahit oluyoruz. Bir şeyler ters gidiyor ama gündelik hayatımızda ne yapabileceğimizi pek de kestiremiyoruz. İklim kriziyle mücadele etmek ve Birleşik Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı hayata geçirmek istiyorsak sıfır atık bize, bir çözüm paketi sunuyor. Bireysel atık yönetimi anlayışımızı değiştirerek sürdürülebilir yaşama geçiş yapmamızı sağlayan işlevsel bir yöntem öneriyor. Çünkü sürdürülebilirlik evde başlıyor ve ardından tüm hayatımıza genişliyor.
Ülkemizde ve dünyada yapılan iki sıfır atık tanımıyla başlayalım. İlki, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan sıfır atık tanımı: “Sıfır atık; israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesini veya minimize edilmesini, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanmasını ve geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesi olarak tanımlanan bir hedeftir.”
Uluslararası Sıfır Atık İttifakı ise şöyle bir tanım yapmış: “Sıfır atık; ürünlerin, ambalajların ve diğer malzemelerin, çevre ve insan sağlığına tehdit oluşturacak şekilde yakılmadan ve/veya toprağa, suya ve/veya havaya deşarj edilmeden sorumlu bir şekilde üretilmesi, tüketilmesi, yeniden kullanılması ve/veya kurtarılması yoluyla tüm kaynakların korunmasıdır.”
Bu tanımları incelediğimizde atıkların niteliksel olarak dönüşmesi ve niceliksel olarak da azalması dikkat çekiyor. Bir başka deyişle, hem atıkların miktarının azalması hem de atıkların mahiyetinin değişmesi öngörülüyor. Öncelikle bir atık yönetimi yöntemi olarak atıkların azaltılmasından bahesedelim. Atıkların azaltılmasının en etkili yolu, görünür ve görünmez atıkların kaynağında azaltılmasıdır. Bir başka deyişle temel olarak, atık oluşturmamaya özen göstermek gerekir. Bu nedenle sıfır atık yaklaşımının en bilinen sözü: En iyi atık, üretilmemiş atıktır. Atıkların niteliksel olarak dönüşmesi ise her ürünün, döngüsel bir perspektifle tasarlanması ve üretilmesi anlamına geliyor. Bir başka deyişle bir ürünün, üretilmesi sürecine ek olarak üretildikten sonra bu ürünün neye ve nelere dönüşebileceğini hesaba katmak gerekiyor. Bu nedenle kullanılan malzemeden mekanik özelliklere kadar her detayın döngüselliğe uygun olması bekleniyor. Ancak bu sayede bir ürün, atık haline geldikten sonra yeniden sisteme kazandırılabilecek bir kaynak haline gelebilir.
Atıkların niteliksel ve niceliksel olarak döngüsel çerçevede yönetilmesi, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan 12. Hedef Sorumlu Üretim ve Tüketim başlığı altında yer alıyor. Tüketici açısından yapılması gerekenler; tüketim alışkanlıklarının yeniden düşünülmesi ve azaltılması, bireysel atık yönetiminin etkinleştirilmesi ve önlenemeyen atıkların döngüsel bir sistemle yeniden kullanıma sunulmasını içeriyor. Üretim açısından ise temiz içerikli ve az kaynağa dayalı üretim modeli benimsemeyi, kapalı devre üretim sistemi geliştirmeyi, üretim sürecinde atıkları azaltırken kaynak verimliliğini optimize etmeyi ve dağıtım sistemlerinin etkinliğini sağlamayı kapsıyor. Bir başka deyişle sadece son tüketici olarak benimsediğimiz tüketim alışkanlıkları ve tüketim miktarı değil; üretim süreçleri ve dağıtım sistemleri de sıfır atık yaklaşımıyla doğrudan ilgili alanlardır.
Bireysel yaşamlarımıza geri dönelim. Tüm bunlar ne diyor? Şu anda 1.75 dünya kadar doğal kaynak harcıyoruz. Bu tüketim ve üretim hızıyla devam edersek 2050 yılında 3 dünyaya ihtiyacımız olacak. Üstelik iklim krizinden ve biyoçeşitlilik kaybından dolayı hasta bir dünyaya! Tüketim ve üretim süreçlerimiz, denizleri, toprağı, havayı kirletiyor. Bu açmazın içerisinde en çok etkilenen elbette sağlığımız… Anne sütünde bulunan mikroplastikler, hava kirliliğine bağlı üst solunum yolu hastalıkları, üreme bozuklukları veya hormonal rahatsızlıklar gibi bilimsel olarak kanıtlanmış pek çok sorunla karşı karşıyayız. Neden? Çünkü dünyamızı kirletiyoruz. Yapmayabilir miyiz? Evet. Gelin küçük ipuçlarını birlikte keşfedelim.
Sıfır atık uygulamalarında temel amaç; insanın, diğer tüm canlıların ve cansızların doğal dengeyi sarsmadan dünya üzerindeki bütüncül iyiliğini korumaktır. Bu süreçte atıklarımızı azaltmamız ve dönüştürmemiz son derece önemli. Bu nedenle sıfır atık hiyerarşisini takip etmek son derece faydalı.
En fazla yapmamız gerekenden başlayalım
Teşekkürler, İstemiyorum!
Bu aşamada yaşam biçimimize ve tüketim alışkanlıklarımıza bakıp yeni bir yaşam tasarımı yapmalıyız. Bu yeni yaşamda ihtiyacımız olmayan ürünleri, tek kullanımlık ürünleri, doğaya maliyeti yüksek ürünleri ve uygulamaları hayatımızdan çıkarmalıyız.
Yaşantımızı sürdürürken kullandığımız ürünleri gözden geçirirken plastik poşet, pipet, plastik yemek kapları, su şişeleri, tanıtım ürünleri ve eşantiyonlar, ambalajlı gıdalar gibi ürünlere illa ihtiyacımız olmadığını fark edebiliriz. Pek çok seyahati, uçakla yapmak yerine trenle yapmak, uçak seçeneğini reddettiğimizi gösterir. Reddetme hakkımızı yalnızca satın almayı reddetme ile sınırlandırmayalım. Örneğin gereksiz asansör kullanımını reddetmek, yürüme mesafesindeki yerlere arabayla gitmeyi reddetmek, duş süremizi uzun tutmayı reddetmek gibi pek çok alanda kaynakları korumayı temel alan bir yaşam biçimi benimseyebiliriz. Bir başka deyişle, kendi sağlığımızın yanı sıra dünyanın sağlığı için konvansiyonel ürünlere ve alışkanlıklara “HAYIR!” diyebiliriz. Hayır dedikçe, hayata dair seçimlerinde güçlendiğini hissediyor insan…
Tüketim çılgınlığından uzaklaş!
Yaşantımızı sürdürmek için kullandığımız ürünleri ve uygulamaları azaltma yani alışkanlıklarımızı değiştirme zamanı! 25. tişörte, her sebze için ayrı soyucuya, her yıl yenilenen telefona ihtiyacımız yok. Çok fazla ürünle süslenmiş yaşamlar, en keyifli yaşamlar olmuyor. Bu nedenle doğanın gücünü arkamıza almak, doğanın verdiklerine güvenmek ve bu kaynaklarla ihtiyaçlarımızı karşılamak önemli.
Bu noktada “Azı karar, çoğu zarar!” diyerek yaşamalı ve sürdürülebilir tercihleri hayatımıza adım adım kabul etmeliyiz. Çok amaçlı ürünler kullanabilir, kendi kaplarımızla alışveriş yapabilir, mevsim sebze ve meyvelerini tercih edebilir, manuel aletlere yönelebilir, yemeğimizi kendimiz yapabiliriz. Araba kullanırken ayağımızı gazdan çekerek benzin tüketimimizi azaltabilir, evimizin sıcaklığını 1 derece düşürerek doğalgaz tüketimimizi azaltabiliriz. Bu listeyi uzatmak mümkün. Yeter ki aklımızda hep “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusu olsun. Atıklarımızı azaltmak için en önemli yöntemlerden birisi de elbette var olan eşyalarımıza iyi bakmak ve kıymetini bilmek!
Ürün değer süresini uzat!
Hayatımızda bir işlevi yerine getirmek üzere üretilen her bir ürün için doğal kaynaklar kullanılıyor. Bu nedenle bu doğal kaynakların, mümkün olan en uzun süre boyunca iş görmesi önem taşıyor. Her seferinde su şişesi almak yerine matarayı yeniden kullanmak, plastik poşet yerine aynı bez çantayla alışverişe çıkmak, kütüphane kartıyla bir kitabın defalarca okunmasını sağlamak yeniden kullan adımı için değer taşıyor. Bu adımda bir başka önemli konu, satın aldığımız ürünlerin kalitesini değerlendirmek ve sürdürülebilir üretimden gelen kaliteli ürünleri tercih etmek. Aynı zamanda bu ürünlerin kolay tamir edilebilir olması da gerekiyor. Amacımız; doğadan gelen kaynakların uzun süre kullanımda olması, kullanım süresi bir ürün üzerinden dolduğunda başka ürün formlarıyla kullanımın devam etmesi, yeniden değerlendirilmesi ve dönüştürülmesi.
Bu adımda her ürüne ikinci bir şans veriyoruz (hatta mümkünse üçüncü, beşinci, sekizinci…). Peki ama nasıl? Tamir ederek, bakım yaparak, temizleyerek, kiralayarak, ödünç alarak veya vererek, bağışlayarak, takas ederek, ihtiyacı olanlara vererek, ileri dönüşüm yaparak, ikinci el alışverişe yönelerek…
Başka çaren kalmadıysa;
Reddedemedik, azaltamadık ve yeniden kullanamadık. Peki bu durumda atıklarımızı ne yapalım? Geri dönüştürelim!
Geri dönüşüm, önleyemediğimiz atıklarımız için bir atık yönetimi yöntemi. Ancak bu yöntem, atık yönetiminin en doğa dostu yöntemi değil. Bu nedenle elimizden geldiğince ilk üç adımdaki alışkanlıkları benimseyelim. Geri dönüşüm seçeneğini SON ÇARE olarak kullanalım.
Geri dönüşüm, doğal kaynakların en baştaki kalitesini koruyan bir yöntem değil. Buna ek olarak çok fazla enerji kullanan bir sektör. Ayrıca yaşadığımız yere yakın çevrede her ürünün geri dönüşümünü gerçekleştiren bir tesis, mevcut koşullarda yok. Bir de tabii geri dönüşümden doğa yararına fayda elde etmek istiyorsak doğayla uyumlu içeriğe sahip ürünleri kullanmalıyız. Buna göre doğada uzun süre kalan, mikroplastik oluşturacak şekilde çözünen ve sentetik içerikli ürünleri kullanmamalıyız. Tüm bu nedenler, geri dönüşümü en iyi seçenek olmaktan çıkarıyor.
Bununla birlikte yine de atıklarımızı ayrıştırmalıyız ve geri dönüşüme göndermeliyiz. Bu yöndeki taleplerimizi ve beklentilerimizi belediyelere ve merkezi yönetimlere iletmeliyiz. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığımıza göre her adımda en iyi seçeneği düşünmeliyiz. Ancak şunu da unutmamalıyız ki geri dönüşüm, bizi ve dünyamızı tek başına kurtarmayacak!
Organik atıklara değer kat!
Organik atıklar, günlük atıklarımızın (4 kişilik bir aile için) ortalama %30’unu (hatta bu ortalama bizim ülkemizde %50’lere ulaşıyor) oluşturuyor. Bu atıklara tuvalet kağıdı rulosu, bahçe atıkları gibi atıkları da ekleyebiliriz. Tüm bu atıkları, biyolojik bir süreç sonucunda mikroorganizmalar yardımıyla dönüştürerek toprak için son derece yüksek verimliliğe sahip bir gübre elde ediyoruz.
Kompost etmek, organik atıkları yakılmaktan ve gömülmekten kurtaran bir çözüm. Bu çözüm sayesinde hem yakılma ve gömülme ile ortaya çıkan kirlilik önleniyor hem de toprağı besleyen ve canlılığını artıran bir gübre elde ediliyor. Kompost seçimi, herkesin kendi yaşam biçimiyle, alanıyla vs ilgili. Solucan kompostu, sıcak kompost, soğuk kompost veya bokaşi kompostu gibi pek çok yöntem var. Bu yöntemlerin hepsinde doğanın mucizesinin evinizde gerçekleştiğine şahit olacaksınız.
Harekete geçmek için 1 adımla başlamak!
Yazılanları okuyunca, yapılan uygulamaları görünce veya tarifler paylaşılınca herkesin gözünde büyüyen bir yaşam biçimi gibi anlaşılıyor sıfır atık yaşam ve hatta sürdürülebilir yaşam… Oysa hepimizin kendi yaşamında takip edebileceği küçücük ipuçları, değiştirebileceği alışkanlıklar var. Bunlar, çok fazla fedakârlık da istemiyor üstelik. O zaman hepimiz, kendimize düşeni yaparsak daha sağlıklı ve güvenilir bir geleceğe ilerleyeceğiz demektir.
Harekete geçmekten çekinmeyin!
Sağlığınız için… Dünyanın sağlığı için… Cüzdanınızın sağlığı için…