Bu içerikle childism kavramının ne olduğunu, günlük yaşamda çocuklara yönelik ayrımcılığın nasıl ortaya çıktığını ve bunu fark edip dönüştürmek için neler yapabileceğinizi öğreneceksiniz.
“Çocuk gibi davranma!”
“Sen ne anlarsın, daha küçüksün!”
“Yetişkinler konuşurken çocuklar susar.”
Bu cümleleri bir yerlerden hatırlıyor musun?
Belki çocukken sana söylendi, belki sen birine söyledin. Fark etmeden öyle bir kültürün içinde yaşıyoruz ki çocuklar çoğu zaman “eksik” ya da “tam olmamış” bireyler olarak görülüyor. İşte tam da bu noktada devreye childism yani çocuk düşmanlığı/ayrımcılığı giriyor.
Childism (Çocuk Düşmanlığı) Nedir?
Childism kavramı, sosyal bilimlerde iki farklı anlamda kullanılıyor. Birincisi, çocukların oy hakkı gibi politik haklarını savunan ilerici bir hareketi tanımlar. Ancak bu yazının konusu olan ikinci anlamı çok daha çarpıcı: çocuk düşmanlığı.
Bu anlamda childism, yetişkinlerin çocuklara karşı geliştirdiği önyargıların, onları değersizleştirme biçimlerinin teorik adıdır. Psikanalist Elisabeth Young-Bruehl bu ayrımcılığı üç karakter tipolojisi üzerinden inceler: histerik, saplantılı ve narsisist karakterler. Her biri çocuğa farklı bir yük yükler ama ortak noktaları aynıdır: Çocuğu bir birey olarak görmez, onu ya idealize eder ya da kontrol etmek ister.
Childism (Çocuk Düşmanlığı) Karakter Tipleri
Histerik Karakter: Günah Keçisi ya da Melek
Histerik karakter için çocuklar ya mutluluğun kaynağıdır ya da yetişkin hayatının baş belası. Bu karakterde olan kişiler, çocukları ya melek gibi saf ve kurtarıcı olarak hayal eder ya da her sorunun kaynağı olarak görür.
Daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla örnek bir durum paylaşmak istiyorum.
Yeni doğum yapmış bir annenin, bebeğini sürekli “hayatımı mahvetti” ya da “beni tamamladı” gibi uç ifadelerle tanımlaması… Bu, çocuğun gerçek ihtiyaçlarından uzaklaşıp yetişkinin içsel çatışmalarının nesnesi haline gelmesine neden olur.
Saplantılı Karakter: Kontrol Altında Tutulması Gereken Varlık
Saplantılı karakterler çocukları sosyal olarak henüz “tam gelişmemiş” bireyler olarak görür ve onları tehlikeli, denetim altında tutulması gereken varlıklar olarak tanımlar. Özellikle çocuğun cinselliği söz konusu olduğunda bu yaklaşım daha da sertleşir.
Örneğin; ergenlik dönemine giren bir çocuğun kıyafet seçimlerinin, “ayıp olur”, “erkekleri tahrik etme” gibi gerekçelerle kısıtlanması. Bu, aslında çocuğun gelişimini bastıran ve onu bir tehdit gibi gören bir ayrımcılık türüdür.
Narsisist Karakter: Kendi Kimliğini Dayatma
Narsisist karakterler, çocukları kendi doğrularına göre şekillendirmek ister. Çocuğun kimliği, failliği ve öznelliği göz ardı edilir. Onun yerine itaatkâr, kurallara uyan, “iyi çocuk” olmaya zorlanır.
Günlük hayatımızda çocuk doktor olmak istemediğini söylediğinde, “Biz senin için her şeyimizi verdik, sen ne diyorsun?” cevabını alması. Burada çocuğun öznel seçim hakkı yok sayılır, onun birey olarak varlığı ebeveynin narsisistik ihtiyaçlarına feda edilir.
Young-Bruehl’e göre bu üç karakter tipi bir arada da bulunabilir. Bir çocuk, bir yandan sosyal olarak bastırılırken diğer yandan melek gibi yüceltilip yine de kimliği yok sayılabilir. Yani bu ayrımcılık türü çok katmanlıdır. Ve sadece aile içinde değil, toplumda, okulda, hatta devletin politikalarında da kendine yer bulur.
Childisme (Çocuk Düşmanlığı) Günlük Hayattan Başka Örnekler
Günlük hayatımızın içine farkında olmadan ne kadar yerleştiğini daha iyi anlamamız için örnekleri arttırmak istiyorum. Örneğin;
- Öğretmenin sınıfta “çocuklar ne anlar, büyükler konuşuyor” demesi.
- Yetişkinlerin çocukların fikirlerine değer vermemesi.
- Bir çocuğun kendi kıyafetini seçmesine izin verilmemesi.
- Cinsel eğitim gibi hayati konuların “çok erken” denerek görmezden gelinmesi.
Childism (Çocuk Düşmanlığı) Neden Bu Kadar Önemli?
Çünkü çocuklar geleceğin yetişkinleri değil, bugünün insanlarıdır. Onların hakları, sınırları, fikirleri ve ihtiyaçları vardır. Onları idealize etmek ya da bastırmak yerine birey olarak görmek, toplumun her kesiminde daha sağlıklı ilişkiler kurulmasını sağlar.
Childism (Çocuk Düşmanlığı) İçin Ne Yapabiliriz?
- Çocukların fikirlerini ciddiye almalıyız.
- Onların duygu ve düşüncelerine alan tanımalıyız.
- Kontrol etmek yerine rehberlik etmeliyiz.
- Kendi yarım kalmışlıklarımızı onların üzerine yüklemekten vazgeçmeliyiz.
Childism, sadece psikolojik bir mesele değil; sosyal, kültürel ve politik boyutları olan çok katmanlı bir sorun. Çocukları gerçekten duymaya başladığımızda, belki de toplum olarak daha adil bir geleceğe bir adım daha yaklaşabiliriz.
Simbians Platformu ile doğru ve güncel sağlık bilgisinin erişilebilir olmasını sağlıyoruz. Tüm içerikler sadece sağlık profesyonelleri ve tıbbi yazarlar tarafından hazırlanmaktadır.